<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel>
	<title>bennerdeyim</title>
	<link>http://bennerdeyim.azbuz.com</link>
	<description>bennerdeyim</description>
	<language>tr</language>
	<docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
	<lastBuildDate>3 Nov 2006 14:32:25 GMT</lastBuildDate> 
<image>
  <title>bennerdeyim</title> 
  <link>http://bennerdeyim.azbuz.com</link> 
  <url>http://s.azbuz.com/images/RSSlogo.gif</url> 
  <width>117</width> 
  <height>35</height>
  </image>
	
	
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>Ankara tarihi</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000324810</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <font color="#ffff66"><font size="2">Ankara'nın adının nereden geldiğine dair çeşitli söylentiler olmakla birlikte, tarihe geçmiş adı Eskiçağdan zamanımıza kadar hemen hemen hiç değişmemiş gibidir: Ankyra (Ancyra), Angora, Engürü ve şimdi Ankara. <br><br>Sırasıyla Hititler, Frigyalılar, Kimmerler, Persler, Lidyalılar, Makedonyalılar, Galatlar, Romalılar ve Selçuklu sınırları içerisinde kaldıktan sonra 1354 yılında Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa tarafından Osmanlı ülkesine katılmıştır. 1902 yılında Ankara İli 5 sancak ile 21 kazayı kapsamakta iken 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu sancakları kaldırmış, böylece Kayseri, Yozgat, Kırşehir ve Çorum Sancakları il haline gelerek Ankara'dan ayrılmıştır. <br><br>Kurtuluş Savaşı planlarının yapıldığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hazırlıklarına mekan olan İlimiz, yakın tarihimizde ayrı bir önem taşımaktadır. Temsil Kuruluşunun çalışmalarını yürütmek için Ankarayı karargâh olarak seçen Mustafa Kemal 27 Aralık 1919 da buraya geldiğinde büyük bir coşkuyla karşılanmıştır. O günden sonra Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyetin temellerini burada şekillendirmeye başlamıştır. 13 Ekim 1923 tarihinde Başkent olan Ankara, hızlı bir toplumsal, ekonomik, siyasal, askeri ve kültürel gelişime sahne olmuştur. </font><br></font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>6 Nov 2006 12:30:18 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000324810</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>B&#252;lent Ecevit hayat&#305;n&#305; kaybetti</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000323644</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi'nde bir süredir tedavi gören eski Başbakanlardan Bülent Ecevit hayatını kaybetti. Türk siyasetinin Karaoğlan'ı kimdi?06 Kasım 2006&nbsp;00:10<img src="http://image.haber7.com/haber/31726.jpg" > <br><p>Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi'nde vefat etti. Doktoru Mücahit Pehlivan, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, Ecevit'in vefat ettiğini açıkladı.</p><p>18 Mayıs 2006 tarihinde geçirdiği beyin kanamasının ardından GATA'ya kaldırılan Bülent Ecevit'i kameralar en son 18 mayıs perşembe günü Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in cenazesinde görüntüledi.</p><p><img src="http://image.haber7.com//haber/31545.jpg" ></p><p><b>BÜLENT ECEVİT KİMDİR?</b></p><p>Türk siyasi yaşamında ''Karaoğlan'' olarak anılan ve ''Üçüncü Adam'' yakıştırması yapılan Bülent Ecevit, siyasetin son yarım asırlık dönemine damga vuran simge isimlerdendi.</p><p>Türk siyasetine ''Ak Güvercin'' ve ''Mavi Gömlek'' fenomenlerini kazandıran Ecevit, ''şair'' yanı ve ''zarif üslubuyla'' da siyaset dünyasında farklılığını hep hissettirdi.</p><p>Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1925 tarihinde İstanbul'da doğdu. İstanbul <br>Amerikan Kolejinden 1944 yılında mezun olan Ecevit, üniversiteye devam ederken bir yandan da Basın-Yayın Genel Müdürlüğünde İngilizce çevirmeni olarak çalışma yaşamına başladı.</p><p>Sınıf arkadaşı Rahşan Ecevit (Aral) ile 1946 yılında evlenen Bülent Ecevit, aynı yıl okulu yarım bırakarak Londra Basın Ateşeliğinde görev aldı. </p><p>Ankara'ya 1950 yılında dönen Ecevit, Ulus gazetesinde sanat eleştirmenliği, fıkra yazarlığı ve çevirmenlik yaptı. Ulus gazetesi kapanınca Yeni Ulus ve Halkçı gazetelerinde yazmayı sürdüren Bülent Ecevit, 1954 yılında ABD'ye giderek 3 ay Winston Salem Journal gazetesinde çalıştı. </p><p>Bülent Ecevit, 1957'de Rockefeller bursuyla ikinci kez Amerika'ya gitti. <br>Harvard Üniversitesinde 8 ay Ortadoğu tarihi ve sosyal psikoloji üzerine çalıştı ve aynı yıl yurda döndü. Milliyet gazetesinde de günlük yazılar yazan Ecevit, Forum dergisinin yazı işleri kadrosunda yer aldı.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br><b>-SİYASETE İLK ADIM-</b><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br>Ulus gazetesinde çalışırken, 1954 yılının Ocak ayında CHP Çankaya Gençlik Ocağı'na üye olarak aktif siyasi yaşama adımını atan Bülent Ecevit, 27 Ekim 1957'de CHP Ankara Milletvekili olarak TBMM'ye girdi.</p><p>Ecevit, 12 Ocak 1959'da İsmet İnönü'nün listesinden CHP Parti Meclisi'ne seçildi, 1961-1965 arasında da İnönü hükümetlerinde Çalışma Bakanı olarak görev yaptı. </p><p>CHP'nin 18 Ekim 1966 tarihinde yapılan 18. Kurultayı'nın ''parlayan <br>yıldızı'' olan Ecevit, önce ''çok genç'' bulduğu için itiraz eden İnönü'nün <br>onayını alarak genel sekreter oldu.&nbsp; Ecevit, artık partinin ikinci adamıydı.&nbsp;</p><p>Partide 12 Mart Muhtırası'nın ardından kurulan Nihat Erim'in başbakanlığında kurulan hükümete katılıp katılmamak konusu iç tartışmalara yol açtı ve hükümete girilmemesini isteyen Ecevit, 21 Mart'ta genel sekreterlik görevinden istifa etti.<br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br><b>-GENEL BAŞKANLIK DÖNEMİ-</b><br>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br>CHP'nin 5 Mayıs 1972'de yapılan 5. Olağanüstü Kurultayı, İnönü-Ecevit <br>çekişmesine sahne oldu.</p><p>Ecevit yanlısı Parti Meclisi, kurultaydan güvenoyu alınca, İsmet İnönü, 8 <br>Mayıs 1972 tarihinde, 33 yılı aşkın bir süre bulunduğu genel başkanlık görevinden istifa etti. Bu gelişme üzerine 14 Mayıs 1972'de toplanan özel kurultayda, Ecevit, CHP Genel Başkanlığı'na seçildi.</p><p>Bülent Ecevit, siyaset sahnesinde, 1973 seçimlerinden itibaren ''Karaoğlan'' olarak anılmaya başlandı. Bu seçimlerde CHP, yüzde 33.3'lük oy oranıyla 185 milletvekili çıkardı. Seçimin ardından CHP, MSP ile koalisyon kurarak iktidara gelirken, Bülent Ecevit, 6 Şubat 1974'te ilk kez başbakanlık koltuğuna oturdu. Bu dönemde Kıbrıs Barış Harekatı gerçekleştirildi.</p><p>Seçim kampanyası döneminde Ecevit için sık sık kullanılan ''Karaoğlan'' <br>ismi, başbakanlığı döneminde yaşanan Kıbrıs olayıyla pekişirken, Karaoğlan'a bir de ''Kıbrıs Fatihi'' eklendi.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kuruluşundan yaklaşık 7 ay sonra, 18 Eylül 1974 tarihinde, Ecevit'in istifasıyla koalisyon hükümeti bozuldu. </p><p>Partisi, 5 Haziran 1977'de yapılan genel seçimlerde 41.4 oy oranı ile 213 <br>milletvekili çıkaran Ecevit, 21 Haziran 1977'de azınlık hükümetini kurdu ancak 3 Temmuz'da TBMM'den güvenoyu alamadı.</p><p>Bunun üzerine kurulan 2. Milliyetçi Cephe Hükümetini oluşturan partilerde yerel seçimlerin ardından iç çalkantı doğdu ve milletvekili istifaları yaşandı.</p><p>Ecevit, cephe hükümetini oluşturan partilerden kopan bağımsız <br>milletvekillerinin de desteğiyle 17 Ocak 1978'de kurulan hükümette 21 ay süreyle yeniden başbakanlık koltuğuna oturdu.</p><p>İç çatışmalarla boğuşan CHP'nin oyları 14 Ekim 1979'da yapılan ara <br>seçimlerde gerileyince Ecevit, 16 Ekim'de hükümetten istifa etti.&nbsp;<br></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>5 Nov 2006 23:09:23 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000323644</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>&#199;ANAKKALE SAVA&#350;INDA TAR&#304;H&#304; KAHPEL&#304;K </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000316765</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/3/16/5000000000316765.gif" align='right' border='0'> <b><font size="4">Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden çıkan yeni bir belge, Türk tarihine şanlı bir zafer olarak geçen Çanakkale Savaşları'yla ilgili korkunç bir gerçeği ortaya çıkarttı. <br><br>Tarihi kahpelik!<br><br><br>Büyük zaferin 90'ıncı yıldönümünde ortaya çıkan korkunç gerçek: İhtilaf devletleri, Çanakkale'de Mehmetçik'e karşı boğucu kimyasal silah kullanmış. <br><br><br>Başbakanlık <span><font color="#ff0000">Osmanlı</font></span> Arşivi'nden çıkan yeni bir belge, Türk tarihine şanlı bir zafer olarak geçen Çanakkale Savaşları'yla ilgili korkunç bir gerçeği ortaya çıkarttı. Türk ordusunun 251 bin şehit verdiği, 1 milyonun üzerinde askerimizin yaralandığı ve 10 bin askerimizin kaybolduğu Çanakkale Savaşı'nda, İngilizler liderliğindeki itilaf devletlerinin kimyasal silah kullandıkları anlaşıldı. Başbakanlık <span><font color="#ff0000">Osmanlı</font></span> Arşivi'nde görevli uzmanlarca ortaya çıkartılan yeni bir arşiv belgesinde, itilaf devletlerinin Türk askerlerine karşı boğucu türden gaz içeren kimyasal silah kullandığı belirtiliyor. Belgede, gazın hangi ülke kuvvetleri tarafından kullanıldığından söz edilmiyor. Verdiği zarar konusunda da bir bilgi yok. Fakat araştırmacılar, binlerce askerin kimyasal silahların tesiriyle şehit düşme ihtimalinin olduğunu belirtiyor ve muhtemelen İngilizler tarafından böyle bir yola başvurulduğu görüşünde birleşiyor. <br><br><br>DOST DEVLETLER SESİNİ ÇIKARTMADI! <br><br>2 Temmuz 1915 tarihinde başkumandan vekili namına müsteşar imzasını taşıyan ve cepheden Hariciye Nezareti'ne gönderilen belgede, düşman kuvvetleri tarafından kimyasal silahlar kullanıldığı belirtilip, tarafsız ve dost devletlerin olayı protesto etmesi isteniyor. Dost devletlerin insanlık dışı bu hadiseyi protesto ettiğine dair bir bilgiye rastlanmıyor; ama bu belge Çanakkale'yi kimyasal silahların kullanıldığı savaşlar arasına sokuyor. Daha önce 19. Yüzyıl'ın sonlarında Fransızlar Almanlar'a karşı zehirli gaz kullanmış, aynı şekilde Almanlar da Fransızlar'a misillemede bulunmuştu.<br><br>HASTANEYE BİLE BOMBA YAĞDIRDILAR <br><br>Çanakkale'de destan yazan askerlerimize yönelik uluslararası savaş hukukuna aykırı hareketler, kimyasal silahlarla sınırlı değil. Tespit edilen 2 ayrı belgeye göre, savaş hukukuna kesinlikle aykırı olmasına rağmen, Mehmetçik'e domdom (parçalayıcı, dağıtıcı özelliği çok fazla) kurşunları da sıkılmış. 10 Mayıs 1915'e ait bir başka belgede de İngiliz savaş gemilerinin balonlar yardımıyla Maydos kasabasında Hilal-i Ahmer bayrağı çekmiş hastaneyi bombalayıp, 30 yaralı askeri şehit ettiği belirtiliyor. <span><font>Osmanlı</font></span> Hükümeti, ''insanlığa sığmayan'' bu saldırı sonrasında, Amerika Sefareti aracılığıyla İngiltere'nin uyarılması talebinde bulunuyor. Bu belgeler, savaş kurallarının hiçe sayıldığı Gelibolu'da nasıl bir trajedinin yaşandığını gösterirken, Çanakkale'yi 'geçilmez' yapan Türk askerinin kahramanlığını da bir kez daha gözler önüne seriyor.</b><br><br>-- <br>* &quot;HAKSIZLIK YAPIP TÜM İNSANLARLA BİRLİKTE OLMAKTANSA, ADALETLİ DAVRANIP TEK BAŞINA KALMAK DAHA İYİDİR.<br>* &quot;HAKSIZLIĞIN KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR.&quot;<br>* &quot;HÜKÜMDAR HAKSIZ OLARAK BİR KÖYLÜDEN YUMURTA ALIRSA, ADAMLARI KÖYLÜNÜN BÜTÜN YUMURTALARINI ALIR.&quot;<br>* &quot;BEN YANMAZSAM SEN YANMAZSAN NASIL ÇIKAR KARANLIKLAR AYDINLIĞA.&quot;<br><a href="" target="_blank" class="pageLinks">http://dusunceplatformu.myfreebb.com/</a><br><a href="" target="_blank" class="pageLinks">http://img211.imageshack.us/my.php?imageu003dimg00313dr.jpg</a><br><br>--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~<br><p>*Herkes düşünce ve ifade özgürlüğü hakkına sahiptir; bu hak serbestçe  <br> düşünme, hangi yoldan ve nereden olursa olsun bilgi ve görüş alma, araştırma  <br> ve yayma özgürlüğünü içerir.*  <br> İnsan Hakları Evrensel bildirgesi  <br> <p> &quot;dusunceplatformu&quot;  ',1]);//--> <br><br><br>HASTANEYE BİLE BOMBA YAĞDIRDILAR <br><br>Çanakkale'de destan yazan askerlerimize yönelik uluslararası savaş hukukuna aykırı hareketler, kimyasal silahlarla sınırlı değil. Tespit edilen 2 ayrı belgeye göre, savaş hukukuna kesinlikle aykırı olmasına rağmen, Mehmetçik'e domdom (parçalayıcı, dağıtıcı özelliği çok fazla) kurşunları da sıkılmış. 10 Mayıs 1915'e ait bir başka belgede de İngiliz savaş gemilerinin balonlar yardımıyla Maydos kasabasında Hilal-i Ahmer bayrağı çekmiş hastaneyi bombalayıp, 30 yaralı askeri şehit ettiği belirtiliyor. <span><font color="#ff0000">Osmanlı</font></span> Hükümeti, ''insanlığa sığmayan'' bu saldırı sonrasında, Amerika Sefareti aracılığıyla İngiltere'nin uyarılması talebinde bulunuyor. Bu belgeler, savaş kurallarının hiçe sayıldığı Gelibolu'da nasıl bir trajedinin yaşandığını gösterirken, Çanakkale'yi 'geçilmez' yapan Türk askerinin kahramanlığını da bir kez daha gözler önüne seriyor.</font></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>4 Nov 2006 17:45:40 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000316765</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>&#304;NTERNET VE  KISA TAR&#304;H&#304;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000315909</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p align="justify"><span style="FONT-FAMILY: Verdana">1960&#8217;ların ortalarında, Soğuk Savaş&#8217;ın devam ettiği zamanlarda bombaların tahrip gücünden etkilenmeyecek bir iletişim ağı ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Böylece ülke çapında (A.B.D) bazı bilgisayarların birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlayacak bir konsept üzerinde çalışılmaya başlandı &#8211;neyseki A.B.D&#8217;nin aşırı gelişmiş kendini savunma içgüdüsü bazen insanlığa yararlı buluşlar hediye ediyor. Bu bilgisayar ağı sayesinde ülke çapında bazı yerler zarar görse de iletişim ağın geri kalan kısmında devam ettirilebilecekti.</span></p><p align="center"><span style="FONT-FAMILY: Verdana">&nbsp;</span><font face="Verdana,Helvetica,Arial" size="2"></font></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: Verdana">Başlangıçta sadece hükümet fikir tankları ("think tanks") ve bir kaç üniversite birbirine bilgisayar ağları üzinden bağlıydı. Temelde Internet Savunma Bakanlığı Gelişmiş Araştırma Projesi Dairesi (Department of Defense's Advanced Research Project Agency) (ARPA) tarafından acil askeri savunma teknolojisi için geliştirilmiştir. Bu proje ARPANET projesi olarak bilinmektedir.</span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: Verdana">ARPANET ağındaki bilgisayarlar zamanla savunmayla ilgili bütçe desteği alan tüm üniversitelere yerleştirildi. Bu ilk genişlemeyle birlikte Internet tamamen savunma amaçlı bir iletişim sisteminden eğitim amaçlı bir iletişim ağına dönüşmeye başladı. Gittikçe daha çok sayıda eğitim görevlisinin on-line (internete bağlantı halinde) olmasıyla birlikte sistem ARPA&#8217;dan Ulusal Bilim Kuruluşu&#8217;na dönüştü. </span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: Verdana">Yıllar sonra iş dünyası da Internet&#8217;e el atınca Internet iyice genişlemeye ve dönüşümünü hızlandırmaya başladı. </span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: Verdana">Bu noktaya gelindiğinde artık Internet belirli bir kuruluşun doğrudan kontrol ettiği bir sistem değildi. Sistemi kontrol eden ve geliştiren çok sayıda kuruluş vardı artık. </span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: Verdana">PC&#8217;lerin hemen hemen her eve girecek kadar ucuzlamasıyla birlikte Internet iyice ivme kazanarak normal kullanıcılar hızla siberuzaya taşınmaya başladı. Tabii ki siberuzaydaki bu hızlı popülasyon artışı uluslarası şirketlerin ve girişimcilerin gözünden kaçmadı. Böylece onbinlerce şirket ürünlerini tanıtmak, satmak ve kitlelere ulaşmak için Internet pazarında yerlerini aldılar. </span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: Verdana">Elektronik posta, elektronik sohbet, grafik ve resim alış verişini mümkün kılan Internet normal ev kullanıcıları tarafından hızla benimsendi ve bu kullanıcılar için vazgeçilmez bir araç haline geldi. Oturduğu yerden kilometrelerce uzaktaki kaynaklara oturduğu yerden bağlanıp araştırmalarını yapan akademisyenler ve öğrenciler için ise bulunmaz bir fırsattı bu. </span></p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"></span>&nbsp;</p><p style="TEXT-ALIGN: justify"><span style="FONT-FAMILY: Verdana">Internet&#8217;in nimetlerinden faydalanmayı bilen ve gelecek vizyonları olan ülkeler ise insanlarını eğitmek ve bir çok resmi işlemlerin yürütülmesi için Internet teknolojilerine eğilerek projeler üretmekte ve hayata geçirmekteler.</span></p><p style="TEXT-ALIGN: center"><font size="4" color="#0000ff"><span style="FONT-WEIGHT: 700; FONT-FAMILY: Verdana"><a href="http://www.dersimizingilizce.com/internet_ve__kisa_tarihi_1960.htm#WWW" target="_blank" class="pageLinks">Dünyayı Saran Ağ (World Wide Web)</a></span></font></p><p align="left"><font face="Verdana,Helvetica,Arial">Internet'i kısaca tanımladıktan ve tarihini özetledikten sonra ekranlarımızda gördüğümüz web sayfalarının hikayesini anlatabiliriz artık. </font></p><p align="left"><font face="Verdana,Helvetica,Arial">1980'lerin sonuna doğru fizikçi Dr. Berners-Lee kendisi için küçük bir bilgisayar yazılımı geliştirdi. Bu program bilgisayarındaki sayfaların (dokümanların) anahtar kelimeler kullanarak (dokümanları gösteren) birbirleriyle bağlantılı hale getirilmelerini sağlıyordu. Daha sonra birbirine bağlanarak organize edilmiş sayfalar farklı bilgisayarlar arasında Internete bağlıyken değiş tokuş edilebilir hale geldi. Dokümanları birbirine bağlamak için kullanılan doküman formatlama (biçimlendirme) dili HTML (Hypertext Markup Language) olarak adlandırıldı. </font></p><p align="left"><font face="Verdana,Helvetica,Arial">Web safyaları 1992'ye kadar ağırlıklı olarak sadece metin içerikli olarak kaldılar. Bu yılı takib eden iki yıl içerisinde web'in çehresini tamamen değiştiren iki olay gerçekleşti. Marc Andreesen NCSA Mosaic (National Center for Supercomputing Applications at the University of Illinois-Illinois Üniversitesi Süperhesaplama Uygulamaları Ulusal Merkezi) adlı programı geliştirdi. NCSA Mosaic ilk Web browser (web tarayıcı yazılım-şimdi Internet Explorer ve Netscape Navigator olarak kullandığımız uygulamalar gibi) idi. Tarayıcı yazılımlar&nbsp; mevcut web sitelerine erişimi kolaylaştırdı. Kısa süre sonra web sayfaları metin dışında ses ve video dosyalarını da barındırmaya başladılar. </font></p><p align="center"><font face="Verdana,Helvetica,Arial" size="2"></font>&nbsp;</p><p><font face="Verdana,Helvetica,Arial">Hyper-text markup language (web sayfası işaretleme/programlama dili) ile yazılan bu web sayfalarıyla kullanıcılar hızlı bir şekilde ayrı bilgisayarlarda depolanmış ve linkler (bağlantılar) yoluyla birbirine bağlanmış farklı formatlarda dokümanlar arasında gezinmeleri mümkün hale geldi. </font></p><p><font face="Verdana,Helvetica,Arial">Web tarayıcılar (browser) html metnini "okur" ve şimdi ekranda gördüğünüz gibi anlaşılır hale getirir.</font></p><p><font face="Verdana,Helvetica,Arial">Peki bu dokümanları nasıl bulacaksınız? Bunun için adreslere ihtiyaç duyarız. Her bir web sitesinin adresi vardır ve doğru adresi tarayıcınıza girerseniz sizi doğru yere götürür. Bu adresler URL (Uniform Resource Locator-Tek Biçimli Kaynak Bulucular) olarak adlandırılır. </font><font face="Verdana">Örneğin aşağıdaki web sitesi bir dokümanın konumunu göstermektedir. </font></p><p align="center"><font face="Verdana,Helvetica,Arial"></font></p><p align="left"><font face="Verdana">URL'nin başlangıcında protokol (protocol) vardır. Bu genellikle web tarayıcınızın komut satırında gördüğünüz "http"dir (Hypertext Transfer Protocol) veya "ftp"dir (File Transfer Protocol-Dosya Transfer Protokolü).&nbsp; URL'nin ikinci bölümünde domain bulunmaktadır. Domain'i bir tür alan olarak düşünebilirsiniz. Yukarıdaki örnekte mysite.com web sitesinin barındığı alandır(domain). Domain'den sonra dizinler (directory) gelir (örnekte sprots)Son olarak ta o domain'de barınan bir dokümanın (yukarıdaki örnekte golf.htm adlı doküman) adresi bulunmaktadır. </font></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>4 Nov 2006 15:37:08 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000315909</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>Internetin Yararlari Ve Zararlari</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000315762</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <b>Çocukların Bilgisayar Kullanmasının Yararları&nbsp;</b><br><br>Bilgisayar; çocukların yaşadıkları deneyimlerini yönlendirmelerine, hızlarını ayarlamalarına ve kendilerini rahat hissettikleri zorluk derecesini seçmelerine yardımcı olur.&nbsp;<br>Çocukların bilgi toplarken çeşitli becerilerini (okuma, yazma, seçme, sınıflandırma vb.) kullanmalarını sağlar.<br>Bilgisayar çocuklar için çok etkileyici ve ilgi çekici olduğundan; tüm ilgilerini toplamalarını ve konsantre olmalarını sağlayabilir.<br>Çocuklar, bilgisayar konusunda bilgileri arttıkça, teknolojiye karşı daha olumlu bir tutum geliştireceklerdir. Bu da onların gelecek yaşamlarında önemli bir rol oynayacaktır.<br>İyi eğitim yazılımları; çocukların temel becerilerini -okuma, yazma gibi- geliştirmelerine yardımcı olmanın yanı sıra, daha üst düzeyde neden-sonuç ilişkisini anlamalarında, üst düzey problem çözme, yaratıcı düşünme gibi becerilerini geliştirmelerinde de etkili olabilir.<br>Bilgisayarlar özel durumu olan çocuklar için de yararlar sağlamaktadır. Bilgisayarların duyma, konuşma, motor gelişimi konularında sorunları olan çocuklar için oldukça yararlı olduğu gözlenmiştir. Bu tür çocuklar özellikle bilgisayarların; ihtiyaca göre hızının ve fonksiyonlarının ayarlanabilmesi, öğrenmesini bekleme konusunda sabırlı olması özelliklerinden yararlanırlar. Bilgisayarlar, bu tür çocukların kendilerine olan güven ve saygılarını geliştirir ve gerçek dünya ile bütünleşmelerini kolaylaştırır. (www.indianchild.com, 2002).<br></p><ol><li><b>II. Çocukların Bilgisayar Kullanmasının Zararları</b><br>Bilgisayarların yetişkinler kadar, çocuklar üzerinde de etkileyici, kendine bağlayıcı bir etkisi vardır. Zaman zaman çocuklarımızın bilgisayar karşısında büyülenmiş gibi saatlerce durduklarını farkederiz. Bu gücün etkisini tam olarak bilemediğimiz için, bu sürede çocuğu gözlemek ve denetlemek gerekir. Aşağıda bilgisayardan kaynaklanabilecek bazı olumsuz durumlar verilmiştir:<br>Eğer bilgisayardaki yazılım programı (software) çocuğun yaşına uygun değilse, çocukları hayal kırıklığına uğratabilir ve bilgisayarın başarısızlıkla özdeşleşmesine yol açabilir.Yaşına uygun olmayan yazılım programlarını kullanan çocuklarda; şiddet kullanma, kaba bir dil kullanma, izlediği hızlı grafik ve animasyonlardan dolayı aşırı hareketlilik gibi etkiler görülebilir.<br>Uzun süreli bilgisayar kullanmak çocuklarda fiziksel problemlere yol açabilir. Bu problemlerin başında; göz rahatsızlıkları, radyasyonun olumsuz etkileri, duruşta ve iskelet yapısında bozukluklar gelmektedir.&nbsp;<br>Özetle, bilgisayar ve internet kullanımının olumsuz etkilerini yok etmek için, ebeveynlerin yakın denetimi ve kontrollü yönlendirmesinin şart olduğu söylenebilir.<br><li><b>Çocukların Hayatında Bilgisayarların Yeri Ne Olmalıdır?</b><br>Bilgisayarların birçok yararları olduğu ve ebeveynler tarafından kullanımının denetlendiği düşünülürse, bu teknolojinin çocukların gelişiminde olumlu bir etkisi olduğu söylenebilir. Ancak bilgisayarların, çocuğun ihtiyaç duyacağı tüm deneyimleri sağlayamayacağı, aşırı kullanımı durumunda çocuğu sosyallikten uzaklaştırıp çevreden koparabileceği unutulmamalıdır.<br>&#8220;Bilgisayarın; resim, kum, su, kitap, yazma materyalleri gibi çocukluk döneminin vazgeçilmez materyallerinin sadece destekçisi&#8221; olduğu daima akılda tutulmalıdır. Başka bir deyişle, bilgisayar okuma, problem çözme ve yaratıcı düşünme becerilerini geliştirmek için bir araçtır. Kum, yap boz ve boyama kalemleri ile yaşanan somut deneyimlere, bilgisayar değişik bir boyut katar. Yine de çocuğun bu deneyimleri akran ve arkadaşlarıyla yaşamasının önemi unutulmamalıdır.<br>Gözlemlere göre çocuklar diğer oyunlar ve bilgisayar ile geçirecekleri zamanı anlık ilgilerine göre ayarlamaktadırlar. Küçük çocuklar genellikle bilgisayarın karşısında 15 dakikadan fazla oturmamakta, günde birkaç kezden fazla bu aktiviteleri Bu bilgilere dayanarak bilgisayarın akılcı bir biçimde kullanıldığı zaman çocuklar için yararlı olabileceği söylenebilir. Çocukları bilgisayar başındayken onlara yol gösteren, yardımcı olan veliler çocuklarının güvende olduğundan emin olabilirler</li></ol></li> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>4 Nov 2006 15:33:57 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000315762</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>Sincan&#305;n tarihi</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000310126</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td><img src="http://s.azbuz.com/uploads/images/3/10/5000000000310126.gif" align='right' border='0'> <p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Sincan&#8217;ın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 17&#8217;nci yüzyıl arşiv kayıtlarında &#8220;</font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Sincan Köyü&#8221;nün adına rastlanmaktadır. Bundan iki yüz yıl sonra 31.12.1882 tarihinde </font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Sincan&#8217;da ilk tren istasyonu kurulmuştur.</font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sincan&#8217;ın ilk yerleşik tarihi ve uğradığı değişimler hakkında belgeye dayanan </font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">kesin bilgiler bulunmamaktadır.Sincan ile ilgili ilk belge 31.12.1892 yılında İstanbul-Bağdat</font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">&nbsp;tren yolunun Sincan köyden geçmesi ile başlar.Sincan çevresinde yapılan bazı kazılarda </font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Selçuklulara ait eserlerin bulunması XI. yüzyılda Sincan ve çevresinde yerleşim olduğuna </font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">dair önemli ip uçları vermektedir.1926 Devlet Demir Yolları arşivlerinde &#8220;Hattın devamında</font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">8-10 hanelik bir köy, hatta yakın olan bir de cami var&#8221; şeklinde yazılmaktadır.</font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Cumhuriyetin ilk yıllarında 28 hane ve 1 mescitten ibaret olan Sincan 1935 yılında </font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">yapılan nüfus sayımında,&nbsp; 305 kişi olarak tespit edilmiştir.Sincan&#8217;ın bilinen tarihi ise 1936 </font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">yılında Ankara Valiliği tarafından örnek köy olarak planlanıp,1938&nbsp; yılında ise Romanya&#8217;dan </font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">gelen 100 göçmen ailesinin yerleştirilmesi ile başlamaktadır.1950 yılında nüfusu&nbsp; 1258&#8217;e ulaşmıştır.</font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sincan, İstanbul-Ankara Tren Yolu ve Ankara-Beypazarı-Ayaş Devlet Kara Yolu üzerinde olması nedeniyle kısa zamanda hızlı bir şekilde gelişmiş olup buna paralel olarak 1956 yılında Yenimahalle ilçesine bağlı Bucak Merkezi&#8221; haline dönüştürülmüş ve aynı yıl içinde de &#8220;belediye eşkilatı&#8221; kurulmuştur. 30.11.1983 tarih ve 2963 Sayılı Yasa ile Sincan ilçe haline dönüştürülmüştür .Bakanlar Kurulu&#8217;nun 08.03.1988 gün ve 88/12721 sayılı kararı ile Ankara Büyükşehir </font></span></p><p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Belediyesi sınırları içine alınmıştır.</font></span></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>3 Nov 2006 15:36:51 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000310126</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>l&#252;bnandaki &#231;&#305;&#287;l&#305;klar&#305; duyun</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000310160</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><b><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">&#8220;BİR DAMLA DA SİZ OLUR MUSUNUZ?&#8221;</span></b></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">&nbsp;</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">Lübnan&#8217; lı çocuklar yararına organize ettiğimiz sergiler tüm hızıyla devam ediyor.</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">&nbsp;</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">Savaştan mağdur olan Lübnan&#8217; lı çocuklara &#8220;Bir Damla&#8221; da biz olalım diye çıktık yola. Amacımız sadece maddi anlamda yardım değildi. Savaşın anlamsızlığı ve çocuğun anlamı arasındaki çelişkiye dikkati çekmekti. </span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">&nbsp;</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">Startı İstanbul&#8217; da verdik. İlk sergimiz Taksim Metro Sergi salonu&#8217;nda 30Eylül- 7 Ekim tarihleri arasında 100 fotoğrafçının çocuğa bakışını simgeleyen 100 fotoğrafla izleyiciyle buluştu. Uluslar arası Onkoloji Konferansı ile tarihinin denk düşmesi yabancı izleyici sayısının yüksek olmasını sağladı. Yerli yabancı binlerce ziyaretçinin ilgiyle, duygulanarak dolaştığı sergimize ilgi çok yoğundu. Fotoğraflar Kızılay' a bağış yapmak suretiyle sahiplenildi.</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">&nbsp;</span></p><p><b><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">Lübnan&#8217; lı çocuklar yararına &#8220;Bir Damla da siz olur musunuz&#8221; başlıklı sergilerimizin ikincisi Ankara&#8217; da&nbsp; 05 - 14 Kasım 2006 tarihleri arasında,&nbsp; Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi&#8217; nde açılacak. </span></b><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt"></span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">&nbsp;</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">Yine konusu çocuk olan 100 fotoğraf, 100 fotoğrafçı ve yine geliri Kızılar aracılığıyla Lübnan&#8217; lı çocuklara aktarılacak sergimize katılan fotoğraflar </span><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-family: Tahoma"><a href="http:///" target="_blank" class="pageLinks"><span style="COLOR: navy">www.cocuklaricin.org</span></a></span><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt"> adresimizden de izlenebilir.</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">&nbsp;</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">İstanbul sergimizi ziyaret eden yabancılarla duygu paylaşımımız sırasında dünyanın pek çok yerinden amacımıza fotoğraflarıyla katkıda bulunmak isteyen insanlar oldu. Bu nedenle </span><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt; mso-bidi-font-family: Tahoma"><a href="http:///" target="_blank" class="pageLinks"><span style="COLOR: navy">www.cocuklaricin.org</span></a></span><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt"> u hazırlamaya karar verdik. Yabancı dillere de çevrilecek olan sitemizde, savaşa karşı ve geleceğimiz olan çocuklarımıza duyarlı dünyanın dört bir yanından insanlarla buluşmayı hedefliyoruz.</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">&nbsp;</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">Sergilerimiz İstanbul ve Ankara&#8217; dan sonra sırasıyla Bursa, İzmir ve Kocaeli&#8217;nde devam edecek.</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">&nbsp;</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">Bekliyoruz.</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">&nbsp;</span></p><p><span style="FONT-SIZE: 9pt; COLOR: navy; FONT-FAMILY: Verdana; mso-bidi-font-size: 12.0pt">Bir damla da siz olur musunuz?</span></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>3 Nov 2006 16:06:03 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000310160</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>bilgiler</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000310150</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><b><span style="COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">1 Nisan şakasının kökeni nedir?</span></b></p><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><font face="Arial" size="4"><span style="FONT-WEIGHT: 700; FONT-FAMILY: Verdana"><font size="4"><br></font></span><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">1564 yılında Fransa kralı IX Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. Daha önce<br>Avrupada yaygın olan yıl başlangıcı Mart 25 idi. O zamanki iletişim şartlarında IX<br>Charles'in bu kararı fazla yayılamadı. Duyanlar ise protesto amacıyla eski adetlerine<br>devam ettiler.1 Nisan'da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak<br>nitelendirdiler.1 Nisan'a bütün aptalların günü adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz<br>hediyeler verdiler, yapılmayacak partilere davet ettiler, gerçek olmayan haberler ürettiler. Yıllar<br>sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin<br>parçası görerek devam ettirdiler. Oradan da bütün dünyaya yayıl</font></span></font><font face="Arial" size="2"><span style="FONT-FAMILY: Verdana">dı.</span></font></font><font color="#666666"></p></font><a href="" target="_blank" class="pageLinks"><font face="Arial" size="4"><font color="#666666"></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">İnsanlar niçin içki kadehlerini tokuştururlar?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Bu konuda iki ayrı açıklama vardır. 1) İnsanların beş duyusunu tatmin<br>amacıyla şarap kadehini sofrada çın sesiye tokuşturmak. Şarabın rengi, görme; diliyle<br>tat alma; burunla koklama;eliyle dokurma,ve çın sesiyle işitme. Şarap bütün duyguları tatmin<br>eder anlamını taşır. 2)Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip,ona<br>zehirli içki sunması doğal sayılıyordu. Ev sahibi içkinin zehirsiz olduğunu kanıtlamak için<br>kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir yudumun kendi kadehine dökülmesini isterdi.<br>Sonra aynı anda içkilerini içerlerdi. Misafir böyle durumda ev sahibine güvenini göstermek için<br>kadehini ev sahibinin yukarı kaldırdığı kadehe hafifçe vurur, çın sesiyle içkiyi denemeye gerek olmadığını gösterirdi.</font></span></p><font face="Arial"><font face="Arial" size="4"><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Çinliler yiyeceklerini niçin çubukla yerler?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Çinlilerin yemek yeme alışkanlıklarının yiyeceklerini çok küçük parçalar halinde<br>yemelerinden çubuk kullandıkları anlaşılıyor.Çinde eskiden yalnızca zenginler masada otururlardı.<br>Halkın çoğunluğu tabakları ellerinde yemek yerlerdi. Bir elleriyle tabaklarını tutar, öteki<br>elleriyle çubuk kullanarak beslenirlerdi. Hızla artan nüfus yüzünden yiyecek sıkıntısı çeken<br>çinliler önlerindeki yiyeceği küçük parçalar halinde çoğaltarak yiyorlardı. O zamanlar ağaç<br>sıkıntısı nedeniyle de tahta kullanımı kısıtlıydı. Masa kullanımı bu yüzden çok zordu. Çubuklar<br>fildişinden ve kemikten yapılırdı.</font></span></p></font></font><font color="#666666"></font><font face="Arial" size="4"><font color="#666666"></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Bu şarkı"Happy birthday to you" dur. Şarkının asıl kaynağı Amerika'lı iki kız kardeşe aittir.<br>Orijinal adı " Good Morning to All" yani " hepinize günaydın"dır. Daha<br>sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır. Fakat telif hakkı kardeşlere<br>aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır.</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer<br>veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır.<br>Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.</font></span></p><font face="Arial"><font face="Arial" size="4"><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Mezara niçin çiçek konulur?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon'nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının<br>çiçekten tacçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupada ise M.Ö 2000 yıllara kadar<br>mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme,<br>kötaü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan<br>kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mazarlıklarda kullanılır. Ağacın<br>yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır. Cenaze törenherinde siyah<br>giyinmenin amacı da mezarlıklarda hayalletlerden sakınmak amacı taşımaktadır.</font></span></p></font></font><font color="#666666"></font><font face="Arial" size="4"><font color="#666666"></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Satrançta şah niçin o kadar pasiftir?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden<br>bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri<br>geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe'nin<br>Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından<br>oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk<br>insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki<br>kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.</font></span></p><font face="Arial"><font face="Arial" size="4"><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Akıl ile zeka arasında fark nedir?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.</font></span></p></font></font><font color="#666666"></font><font face="Arial" size="4"><font color="#666666"></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Dolunay insan davranışlarınıetkiler mi?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Eskilerin Ay'ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay, dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki suyun oranı , okyanuslardaki su miktarıyla kıyaslanamaz. Yani Ay'ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız dolunayda değil her gün olması gerekirdi.&nbsp; Dolunayda ayın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği ışık miktarı Güneş'in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Niçin gözyaşı dökeriz?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlearle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyer Darwin'dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır.</font></span></p><font face="Arial"><font face="Arial" size="4"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Üç yaşından daha önce olanları için hatırlamıyoruz?</span></p><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Bilim adamları geçmiş deneyimlerimizi saklayan hafızamızın beynimizde anıveya öykü şeklinde organize olduğunu ileri sürüyorlar. Üç yaşından küçükler bu şekilde iletişim kurma yeteneğine sahip değiller.Öykü ve anılarını anlatamıyorlar. Yer ve karakter kavramlarını anlamıyorlar. Üç yaşından küçükler düzgün konuşabildikleri,anlayış, seziş ve hafıza yeteneklerine sahip oldukları halde tüm olanları bir bütün olarak şekillendiremiyor, öyküye dönüştüremiyorlar.Hafızamız ne yaptığını ne yapıldığını 3-4 yaşlarında kaydetmeye başlıyor. </font></span></p></font></font><font color="#666666"></font><font face="Arial" size="4"><font color="#666666"></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak, diğer tarafı sivridir?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Eğerköşeli olsalardı kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf olurdu. En dayanıklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracağı belli olmaz. Yumurta yuvarlanınca düz gitmez.&nbsp; İnce tarafı üstünde dairesel bir yol çizer. Başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani düz bir yerde kaybolması olanaksızdır. Yumurta, tavuğun yumurta kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kasların büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurtanın şeklinin nedeni de budur. Sürüngenlerde bu düzenek olmadığından yumurtaları küresel biçimdedir.</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Develerin hörgüçlerinde ne var?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Genelde hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında bu suyu kullandıkları söylenir ama doğru değildir. Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar yağ bulunur. Yiyecek bulamadıkları zaman bu enerjiyle hareketlerini sağlarlar ayrıca yağ çöl sıcağına karşı koruma görevi de yapar. Develer suya az gereksinim duyarlar. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Soluk alırken havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler. Su kaybını da dokularından kaybederler, kandaki su etkilenmez.</font></span></p><font face="Arial"><font face="Arial" size="4"><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Çinlilerin gözleri niçin çekiktir?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Yalnız çinlilerin değil, Orta ve Güneydoğu Asya'da yaşayanların, japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynıdır. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yaşadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgara karşı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.</font></span></p></font></font><font color="#666666"></font><font face="Arial" size="4"><font color="#666666"></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Ateş böceği nasıl ışık saçıyor?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bilimsel adı "Soğuk Işık"tır. Bu ışık olayı, moleküler seviyede kimyasal bir işlemdir. Bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştürebildikleridir. Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden ışık elde etmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmektedir. Fakat onlar da tam olarak ışık vermeye yetmediği için böceğinışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerekmektedir</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumaşın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama, sabun hepsi kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında çekmez.</font></span></p><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Bir hafta niçin 7 gündür?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen <br>beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti.&nbsp; Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Niçin otellerin kapıları döner kapıdır?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">İmdat çağrısı S.O.S 'in anlamı nedir?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Çok kişi "Save our Ship" gemimizi kurtar; "Save our Soul" ruhumuzu kurtar; "Stop Other Signals" diğer sinyalleri sözcüklerinin kısaltılmışı sanır. Oysa hiçbiri değildir. Tamamen telgraf zamanından kalma mors alfabesiyle ilgilidir. İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908 de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S seçildi.</font></span></p><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Tükenmez kalemin dolmakalemden farkı nedir?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca&nbsp; hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı'nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Radyonun sesi açılınca pil daha çabuk mu biter?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Pille çalışan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akım yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynıdır.</font></span></p><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Horozlar niçin sabahları erkenden öterler?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Sabah güneş doğarken ötmek yalnız horozlara özgü değildir. Kulağa en çok<br>horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasıdır. Kuşların büyük çoğunluğu<br>da aynı saatlerde ağaçlarda koro halinde öterler. Gün boyu hem horozlar hem kuşlar bu ötüşü sürdürürler<br>ama seslerinin en güçlü çıktığı zaman sabah saatleridir. Horoz ve kuşların sabah gün<br>doğarken ötmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmıştır </font></span></p><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyor?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya<br>karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden&nbsp; etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar.</font></span></p><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutuyor?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Tek nedeni vardır, vakum.Yani boşluk.Bir termosta içiçe geçmiş iki kap vardır.Dıştaki metal bir kap olup içteki<br>genellikle bir cam şişedir.İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır.Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de ılmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.</font></span></p><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Kuşlar nasıl konuşabiliyor?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Her insan ağzıyla konuşur ama konuşabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrardır. Sesleri ezberler ve taklit ederler. Kuşların ses organları memeli hayvanlardan farklı olarak gırtlakta değil göğüs kafeslerinn dibinde, karın boşluğunun derinliklerindedir. Kuşların doğasında ses taklit yeteneği vardır. Doğayla içiçe yaşarken diğer kuşların seslerini<br>taklit ederek bir çeşit iletişim sağlarlar.</font></span></p><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Kediler balık ve sütü niçin severler?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font color="#666666"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2">Kedilerin sudan hoşlanmadığı bilinir. Ama aslında kediler çok iyi yüzerler. Hava şartlarından dolayı ve de tembelliklerinden suya girmeyi sevmezler. Evkedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Mısır'da Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuş ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılar kedilerifare avcıları olduğu için evcilleştirmişlerdir. Günümüzde kedinin kuzey Hindistan ve Güneydoğu Asya'da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında balık avlayarak yaşamaktadır. Patileriile balıkları sudan dışarı atar, gerekirse suya tamamen girerler. Eski Mısır'da kedi bakıcıları onları ekmek ve sütle beslemişlerdir. Kedilerin süt zevkinin de Mısırlı bakıcılarının yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklanmaktadır.</font></span></p></font><font face="Arial"><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-WEIGHT: 700; COLOR: #666699; FONT-FAMILY: Verdana">Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar?</span></p></font><p style="MARGIN-LEFT: 18pt"><span style="FONT-FAMILY: Verdana"><font size="2" color="#666666">Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üstüste duran buzların herbiri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışcasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.</font></span></p><p align="center" style="MARGIN-LEFT: 18pt"><font face="Arial Narrow" size="5" color="#000080"><b><font face="Verdana" size="2" color="#996633"></a></font></b></font></p></font></font></font></font></font></font></font></font></font></font></font> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>3 Nov 2006 15:46:17 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000310150</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>Arkada&#351;lar&#305;m (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000117016</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"Arkadaşlarım" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			
		</table>]]> </description>
		<pubDate>5 Nov 2006 22:57:21 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000117016</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>Kuzenlerim ve Ben (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000117012</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"Kuzenlerim ve Ben" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000117012'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/11/7/12/117012/384163_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>5 Nov 2006 22:53:15 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000117012</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>Arabalar (cemal in) (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000117005</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"Arabalar (cemal in)" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000117005'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/11/7/5/117005/384154_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>5 Nov 2006 22:46:55 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000117005</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>&#304;l&#287;in&#231; resimler (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114854</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"İlğinç resimler" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			<tr><td><a href='http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114854'>
			<img src='http://s.azbuz.com//uploads/p/11/4/854/114854/378205_s.jpg' alt='' border='0' /></a></td></tr>
		</table>]]> </description>
		<pubDate>4 Nov 2006 21:57:10 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114854</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>Osmanl&#305; t&#252;&#287;ralar&#305; (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114284</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"Osmanli_tugralari" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			
		</table>]]> </description>
		<pubDate>4 Nov 2006 17:43:49 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114284</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>&#304;lgin&#231; Resimler (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114283</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"Ilginc_Resimler" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			
		</table>]]> </description>
		<pubDate>4 Nov 2006 17:43:15 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114283</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>Sincan (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114280</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"Sincan" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			
		</table>]]> </description>
		<pubDate>4 Nov 2006 17:42:38 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114280</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>delahaluk</dc:creator>
		<title>Gomik (Fotoğraf Albümü)</title>
		<category>Fotograf Albumu</category>
		<link>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114279</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table>
			<tr><td>"Gomik" başlıklı fotoğraf albümü yaratılmıştır</td></tr>
			
		</table>]]> </description>
		<pubDate>4 Nov 2006 17:42:25 GMT</pubDate>
		<guid>http://bennerdeyim.azbuz.com/photoContestView.jsp?aId=16000000000114279</guid>
	</item>
	
</channel></rss>